Bugün PD'ye konuk olan yazarımız Mithat Taşdelen. Sevgili Mithat WTA izlenimlerini bizlerle paylaşıyor. Mithat'ın diğer yazılarını takip etmek isterseniz, www.aforizma.net adresinden ulaşabilirsiniz. Keyifli okumalar dileriz.
PD
PD
***
25-30 Ekim tarihleri arasında İstanbul'da düzenlenen WTA Dünya Bayanlar Tenis Şampiyonası, yaklaşık bir hafta boyunca heyecan fırtınası estirdi. Doğal olarak, tenisle bu kadar ilgilenip bu turnuvayı yerinde izlememek yazık olurdu hem de bu kadar yakına kadar gelmişken. Gözlemlerimi anlatmadan önce turnuva hakkında ufak notlar aktarmak istiyorum.WTA Dünya Bayanlar Tenis Şampiyonası, diğer adıyla WTA Final Eight, sezon sonunda dünya sıralamasında ilk sekize giren tenisçilerin katılımıyla gerçekleştiriliyor. Geçtiğimiz üç sezon Katar'ın başkenti Doha'da düzenlenen organizasyon, bu sezon ve gelecek iki sezon için yoğun uğraşlar sonucu Türkiye'ye kazandırıldı. Bu aşamada Türkiye Tenis Federasyonu'nun ilk kadın başkanı Ayda Uluç'un hakkını teslim etmek gerekiyor.
Turnuvaya, 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası için geçen sene hizmete sokulan Sinan Erdem Spor Salonu ev sahipliği yaptı. Yaklaşık 15.000 kişilik kapasitesi, havaalanına yakınlığı, ulaşım imkânlarının çokluğu nedenleriyle, yer seçiminin de isabetli olduğunu belirtmeden geçmeyelim.

Turnuvaya, Maria Sharapova* (Rusya), Samantha Stosur (Avustralya), Li Na (Çin), Victoria Azarenka (Belarus), Marion Bartoli (Fransa) [Beyaz Grup]; Caroline Wozniacki (Danimarka), Petra Kvitova (Çek Cumhuriyeti), Vera Zvonareva (Rusya), Agnieszka Radwanska (Polonya) [Kırmızı Grup] katıldı. (*M.Sharapova, sakatlığını gerekçe göstererek, ikinci maçlar sonunda turnuvadan çekildi. Yerine Fransız tensiçi M.Bartoli turnuvaya dahil edildi)
Grup müsabakalarının ardından oynanan yarı final maçları sonucu, turnuvada en iyi oyunu oynayan iki tenisçi, V.Azarenka ve P.Kvitova finale kaldı. Çok çekişmeli geçen maçta rakibini 2-1 mağlup eden Kvitova, ilk defa katıldığı turnuvada hem şampiyonluğu kazandı hem de hatırı sayılır bir para ödülüne sahip oldu.
Gelelim benim gözlemlerime. Turnuvanın Türkiye'de yapılacağının açıklanmasının ardından, kadar her tenis sever gibi biletilerin satışa çıkmasını dört gözle bekledim.
Haziran sonunda, biletleri cebime koyup, üç ay sonraki turnuva için geri sayıma başladım. Bilet demişken, yaklaşık 150 TL'ye altı gün boyunca dünyanın en iyi tenisçilerini hem de en iyi yerden izlemek, Türkiye'ye has bir şey herhalde. Karşılaştırma yapmak açısından belirteyim, geçtiğimiz hafta Bercy'de oynanan Federer-Tsonga Paris ATP Masters finalinde en ucuz biletin bedeli 25€ idi. Tabii bu arada, bu tip bir organizasyonun Türkiye'de ilk defa düzenlendiği, ülkedeki tenis kültürünün henüz emekleme döneminde olduğu ve salonu dolduramama kaygısı gibi nedenler, bilet fiyatlarının düşük kalmasında etkin rol oynadı.
Turnuvayı 6 günde toplamda yaklaşık 70 bin kişi yerinde izledi. Bu sporun futboldan hadi birazcık da basketboldan ibaret sayıldığı, spor gündeminin bu sporlara göre oluştuğu ülkemiz için muazzam bir rakam. Ayrıca tribündeki seyircilerin nerede, nasıl davranması gerektiğini bilen bir kitle olması takdire şayandı. Giriş çıkışlarda gösterilen özen, maç puanı ve şahin gözü esnasında tutulan tempolar, ilk birkaç gün dışında flaşlı fotoğraf çekimlerinde gösterilen hassasiyet vs. Hani klişe bir söz vardır, "Niceliğinden ziyade niteliği önemlidir" diye. Hem nicelik hem nitelik açısından sınıfı tam notla geçti İstanbul seyircisi.

Seyirciler arasında ünlü simalar da vardı, Sharapova'nın nişanlısı Vujacic'ten efsane tenis oyuncusu Mats Vilander'e kadar renkli isimleri tribünlerde görmek mümkündü.
Bu kadar notu aktarmışken, hakemlere değinmeden olmaz. Turnuva süresince, dünyaca ünlü hakemler Kader Nouni, Eva Asderaki ve Kerrilyn Cramer görev yaptılar. Özellikle Mr.Bariton Nouni'ye ilgi çok büyüktü. Çocuklar ellerindeki top ve minderleri ünlü hakeme imzalatmak için sıraya girdiler.
Turnuvanın sunuculuğunu üstlenen tiyatro sanatçıcı Fadik Sevin Atasoy, zaman zaman seyirciler arasında gülüşmelere neden olan gaflara imza atsa da başarılıydı. Hatta tunuva sonunda Amerikalı partnerine hitaben "O Türkçe'yi öğrendi, ben tenisi öğrenemedim" demesi, düştüğü duruma yaptığı bir atıf olarak değerlendirilebilir :)
Defalarca televizyondan izlediğim oyuncuları bu kadar yakından izlemek de müthiş bir tecrübeydi benim için. İkinci karede görebileceğiniz gibi, Kivitova'ya havlusunu uzattığım anı fotoğrafladım :)
Sözün özü, unutulmayacak bir hafta geçirdim İstanbul'da. Beklediğimden kat kat iyiydi turnuva. Organizayon çok iyiydi, tüm oyuncuların belirttiği üzere seyirci muhteşemdi, çok çekişmeli maçlar oynandı daha ne olsun. Turnuva iki sene daha İstanbul'da. Anlaşıldı ki, önümüzdeki iki yıl da muhteşem organizasyonlar izleyeceğiz. Darısı ATP WTF'ye ki onu da izlemek yakındır.
Turnuvaya, 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası için geçen sene hizmete sokulan Sinan Erdem Spor Salonu ev sahipliği yaptı. Yaklaşık 15.000 kişilik kapasitesi, havaalanına yakınlığı, ulaşım imkânlarının çokluğu nedenleriyle, yer seçiminin de isabetli olduğunu belirtmeden geçmeyelim.

Turnuvaya, Maria Sharapova* (Rusya), Samantha Stosur (Avustralya), Li Na (Çin), Victoria Azarenka (Belarus), Marion Bartoli (Fransa) [Beyaz Grup]; Caroline Wozniacki (Danimarka), Petra Kvitova (Çek Cumhuriyeti), Vera Zvonareva (Rusya), Agnieszka Radwanska (Polonya) [Kırmızı Grup] katıldı. (*M.Sharapova, sakatlığını gerekçe göstererek, ikinci maçlar sonunda turnuvadan çekildi. Yerine Fransız tensiçi M.Bartoli turnuvaya dahil edildi)
Grup müsabakalarının ardından oynanan yarı final maçları sonucu, turnuvada en iyi oyunu oynayan iki tenisçi, V.Azarenka ve P.Kvitova finale kaldı. Çok çekişmeli geçen maçta rakibini 2-1 mağlup eden Kvitova, ilk defa katıldığı turnuvada hem şampiyonluğu kazandı hem de hatırı sayılır bir para ödülüne sahip oldu.
Gelelim benim gözlemlerime. Turnuvanın Türkiye'de yapılacağının açıklanmasının ardından, kadar her tenis sever gibi biletilerin satışa çıkmasını dört gözle bekledim.
Haziran sonunda, biletleri cebime koyup, üç ay sonraki turnuva için geri sayıma başladım. Bilet demişken, yaklaşık 150 TL'ye altı gün boyunca dünyanın en iyi tenisçilerini hem de en iyi yerden izlemek, Türkiye'ye has bir şey herhalde. Karşılaştırma yapmak açısından belirteyim, geçtiğimiz hafta Bercy'de oynanan Federer-Tsonga Paris ATP Masters finalinde en ucuz biletin bedeli 25€ idi. Tabii bu arada, bu tip bir organizasyonun Türkiye'de ilk defa düzenlendiği, ülkedeki tenis kültürünün henüz emekleme döneminde olduğu ve salonu dolduramama kaygısı gibi nedenler, bilet fiyatlarının düşük kalmasında etkin rol oynadı.
Turnuvayı 6 günde toplamda yaklaşık 70 bin kişi yerinde izledi. Bu sporun futboldan hadi birazcık da basketboldan ibaret sayıldığı, spor gündeminin bu sporlara göre oluştuğu ülkemiz için muazzam bir rakam. Ayrıca tribündeki seyircilerin nerede, nasıl davranması gerektiğini bilen bir kitle olması takdire şayandı. Giriş çıkışlarda gösterilen özen, maç puanı ve şahin gözü esnasında tutulan tempolar, ilk birkaç gün dışında flaşlı fotoğraf çekimlerinde gösterilen hassasiyet vs. Hani klişe bir söz vardır, "Niceliğinden ziyade niteliği önemlidir" diye. Hem nicelik hem nitelik açısından sınıfı tam notla geçti İstanbul seyircisi.

Seyirciler arasında ünlü simalar da vardı, Sharapova'nın nişanlısı Vujacic'ten efsane tenis oyuncusu Mats Vilander'e kadar renkli isimleri tribünlerde görmek mümkündü.
Bu kadar notu aktarmışken, hakemlere değinmeden olmaz. Turnuva süresince, dünyaca ünlü hakemler Kader Nouni, Eva Asderaki ve Kerrilyn Cramer görev yaptılar. Özellikle Mr.Bariton Nouni'ye ilgi çok büyüktü. Çocuklar ellerindeki top ve minderleri ünlü hakeme imzalatmak için sıraya girdiler.
Defalarca televizyondan izlediğim oyuncuları bu kadar yakından izlemek de müthiş bir tecrübeydi benim için. İkinci karede görebileceğiniz gibi, Kivitova'ya havlusunu uzattığım anı fotoğrafladım :)



0 yorum:
Yorum Gönder