İnsanlar ilgilileri nedeniyle her yere bakma ihtiyacı duymayabilirler. Ben de duymuyorum. Üstelik bütün bilgi kaynaklarını tüketmek de pek mümkün değil. Bu nedenle de zaman zaman, biraz kendine güvenden biraz da romantizmden olmadık yanlışlara düşmek, gerçekle yakından uzaktan ilgisi olmayan iddialarda bulunmak işten bile değil. Sözgelimi, BBC ile bir grup İngiliz araştırmacının Gracie Fields’ın 1931 tarihli “Pas, Shoot, Goal” adlı şarkısını kaydedilmiş ilk futbol şarkısı olarak sunması, daha eskiler bir yana 1930 yılında düzenlenen ilk dünya kupasından sonra kaydeilen ve bir kopyası Uruguay’daki Dünya Kupası Müzesi’nde bulunan “El Once Glorioso”yu düşünce fazladan değer atfetmek gibi geliyor. Sözü ile müziği Carlos Enrique ve Luis Cesar’a ait olan, Edgardo Donato’nun “Orquesta Tipica”sı tarafından çalınan ve Luis Diaz tarafından söylenen bu tango, şampiyonanın hemen ardından Rio de Janeiro’da doldurulmuştu... Ya da Franlin Foer’ün How Soccer Explains’te Athletic Club Bilbao’yu unutup Barcelona’yı formasına reklam almayan tek takım olarak sunması acayip bir durum. Gerçi o da öyle değil ya artık, neyse... Yada NTV tarih’in Ağustos sayısında Sertaç Kayserilioğlu’nun dediği gibi kupayı ikiye bölüp paylaşmak ancak malum iki takıma yaraşıcak cinsten dünyada biricik bir hadisedir demek, olsa olsa muhabbetle açıklanabilir: “O zamanki adı Dolmabahçe olan İnönü Stadyumu’nda 30 Mart 1958 tarihinde Başbakanlık Kupası oynanıyor. Dönemin Başbakanı Adnan Menderes de maçı izliyor. Maç 1-1 biter ve uzatmalar sonucunda sonuç değişmez. O zamanlar penaltı uygulaması da yok ve yere atılan paranın dikine düştüğü iddia ediliyor! Başbakan Menderes ise o gün bu işi sonuçlandırmak istiyor. Hemen bir usta çağrılır ve kupa ortadan ikiye bölünür. Bugün kupanın bir yarısı Galatasaray Müzesi’nde diğer bir yarısı ise Fenerbahçe Müzesi’nde duruyor. Dünya’da başka örneği yok.”. Ama ne diyelim, lafın aslını değil de galat-ı meşhurunu kullanalım: kazın ayağı öyle değil...Bu topraklar dışında bir yerlerde benzer bir hadise vuku bulmuş mudur bilemiyorum. Ama futbol kurallarının gelişimi düşünülecek olursa olmamış olmasına hiç ihtimal vermiyorum. Eminim, başka yerlerde de uzatmaların, penaltı atışlarının olmadığı, yazı-tura atılmadığı devirlerde bir kupa finalinde yenişemeyen takımlar arasında kupanın ikiye bölünerek paylaştırılması durumu yaşanmıştır. En azından şunu biliyorum: Bizim topraklarda yaşandı.
Tafsilatı Tanıl Bora’nın Ankara Rüzgarı kitabında: 1959-60 sezonunda Ankaragücü ile Gençlerbirliği Vali Dilaver Argun Kupası’nda karşılaşmışlardı. Maçın hakemi Ziya Ozan’dı. Maç sonunda iki takım yenişemeyince Ziya Bey kupayı ortadan ikiye böldürdüp paylaştırır. Bugün bu yarım kupalar Gençlerbirliği Spor Külübü ile MKE Ankaragücü Spor Kulübü’nde mevcuttur. Yanlış anımsamıyorsam Gençlerbirliği’ndeki kupa, yılllar sonra depodan birinin aklına gelmesi ile bulunup çıkarılmıştı.
Bu anlattıklarımdan aman ha bu iki takım ne güzel geçinirdi, ah nerede o eski günler, o eski centilmen takımlar dediğim anlaşılmasın. O zaman da sürtüşmeler vardı, şimdi de var. Daha önce yazdığım gibi Orhan Şeref Apak’ın evrak-ı metrukesi arasında takımlar arası “bulaşmazlık” anlaşmalarını gösterir belgeler mevcuttur. Eski bir iki mevzua gelecek olursak: 1929’da Hâkimiye-i Milliye’nin turnuvasında İmalat-ı Harbiye, Gençlerbirliği’ni 3-1 yenip şampiyon olur. Ama kupa töreninde Gençlerli bir yönetici “Kirli amele takımına Atatürk'ün kurduğu Hakimiye-i Milli Kupası verilir mi?” deyince İmalat-ı Harbiyye temsilcileri de “Ellerimiz kirli olabilir ama alnımız aktır” yanıtını verir ve ortaklık gerginleşir. Bu arada İmalat-ı Harbiyye taraftarları kupayı kapıp yürüyüşe geçer ve Gençlerbirliği binasının önüne gelir. Neyse ki Gençlerbirlikli futbolcuların sempatik davranışıyla olay tatlıya bağlanır.
Başka bir yıl ise Turan Sanatkârangücü ile Gençlerbirliği’nin bir şampiyonluk maçında topçular birbirine girince asayiş askeri müdahaleyle sağlanabilr. Saha Komiseri Teğmen Sıtkı Ulay, olaylar üzerine emrindeki askerlere palaskaları ile olaya müdahale etmelerini emreder. Askerler renk ayrımı yapmaksızın futbolcuları palaskadan geçirirken Teğmen Ulay yeni bir emir verir: “Sarılara değil, kırmızılara vurulacak!” Böylece Gençlerbirliklilerin dayak yemesiyle asayiş temin edilir!
Başka bir örnek daha var, üstelik öyle beraberlikten falan da bölünmüş bir kupa değil bu seferki. Ayrıntılı bilgi Göztepe resmi stesinde mevcuttur: 1973 yılında Reşat Selamioğlu adına düzenlenen Dostluk Kupası’nda Fenerbahçe ve Altay’ı eleyen Galatasaray ile Göztepe finale kalıyor. Hakem kararlarının tartışıldığı maçı, Galatasaray yine tartışmalı bir penaltıdan bulduğu golle 3-2 kazanıyor. Ama kazanan da kaybeden gibi huzursuz, mutsuz. Zamanın Galatasaray idarecileri statta hemen ayaküstü bir toplantı yapıyorlar ve tarihi bir açıklama yapıyorlar: “Kötü oynadık, kupa Göztepe’nin hakkıydı.” Sonunda kupa Kemeraltı’nda ikiye bölünür, biri Galatasaray'a, diğeri Göztepe'ye veriliyor.
Hasılı kelam, tarih sözkonusu olan ilk olmak mümkündür ama biricik olmak biraz zor. Eh, bir de eski günler de o kadar güzel değildi... Bir de şu aşağıdaki AA mahreçli haberi buldum ki sadece zevk için koyuyorum. Dikkat edelim NTV tarih’te iddia edilenin ilk olmadığı da ortaya çıkıyor:
Yarım Kupaların Öyküsü
Takım sporlarında zaferin ve zirvenin simgesi, başarının karşılığı kupalar. Dünyada milyonları peşinden sürükleyen ve kupalarla özdeşleşmiş spor dalları futbol ve basketbol. Nice kupa mücadelesiyle milyonlarca sporsevere yıllardır büyük heyecan yaşatan Türk futbolu ve son yılların gözde branşı basketbol, müzelerdeki ''yarım'' kupalarıyla da belki de sporun en ilginç anılarını günümüze taşıyor. Kupalar yarım, gönüller bir olmuş bir dönem Türk sporunda. Beraberlikle biten finallerin uzatmalarla penaltılarla sonuçlandırıldığı günümüzde, kupanın sahipleri bir biçimde o maç sonunda belirlenirken, Türk sporunun bir dönemine imza atmış yöneticileri, çareyi çok ilginç ama birleştirici bir yöntemde bulmuşlar. Kazananın belirlenemediği finallerin çözümü, 2'ye bölünen kupalar olmuş. Bugün ''yarım kupalar'', kulüplerin gurur köşesi müzelerinin en ilginç parçaları olarak sergileniyor.
İzmir'deki Yarım Kupa - Göztepe - GS
1973 yılında eski futbolcularından Reşat Selamioğlu adına dörtlü futbol turnuvası düzenledi. Altay ve Fenerbahçe`nin de yer aldığı turnuvanın final maçında Göztepe ile Galatasaray karşı karşıya geldi. Final maçını 3-2 kazanarak kupayı alan Galatasaray`ın yöneticileri, karşılaşmanın hakeminin iyi bir yönetim sergilemediğini, takımlarının da iyi oynayamadığını belirterek, ``Daha iyi bir futbol sergileyen Göztepe, hak ettiği kupayı almalıdır`` biçiminde görüş belirttiler. Bu jeste karşılık Göztepeli yöneticiler de kupanın Galatasaray`da kalması gerektiğini belirtip öneriyi geri çevirince, bir orta yol bulundu. Kemeraltı`nda bir hızar makinesiyle tam ortasından kesilen kupanın yarısı Galatasaray`ın, yarısı da Göztepe`nin müzesine gitti.
Trabzon'daki Yarım Kupa
Trabzon'da 1958 yılında yapılan Türkiye Amatör Futbol Birinciliği'nde, Trabzon İdmanocağı ve Ankara Havagücü takımları aynı puan ve averajla 1. olunca, kupa da ortadan 2'ye ayrılarak 2 takıma verilmiş. Trabzon İdmanocağı'nda oynarken askerlik görevi nedeniyle Ankara'ya giden Ahmet Suat Özyazıcı, söz konusu dönemde Ankara Havagücü forması giydiğini söyledi. Özyazıcı, 2 yıl boyunca Ankara Havagücü'nde oynadığını ifade ederek, şunları söyledi: ''Futbol Federasyonu, final maçlarını şampiyonanın başında Trabzon olarak belirlemişti. Trabzon'da yapılan final grubuna Trabzon İdmanocağı ve Ankara Havagücü ile birlikte toplam 4 takım katılma hakkı elde etmişti. Grupta İdmanocağı ve Ankara Havagücü arasındaki karşılaşma beraberlikle sona erdi. 2 takımın puanları, diğer maçlarda attıkları ve yedikleri goller de aynıydı. 1 maç daha yapılması düşünüldü. Trabzon İdmanocağı, 'Maçı Trabzon'da yapalım, ancak seyircisiz olsun' dedi. Havagücü'nden Tacettin Yüzbaşı da, 'Başka sahada oynayalım' dedi. 2 takım anlaşamayınca Futbol Federasyonu'na başvuruldu. Futbol Federasyonu da 2 takımı birinci yaptı. Bunun için de kupanın ortadan 2'ye ayrılmasına kararı verildi. Kupanın ölçüleri alındı. O dönemdeki ismiyle Erken Sanat Lisesi tesviye bölümünde kupa eşit biçimde 2'ye ayrıldı. 2 takım da Türkiye birincisi ilan edildi.
''Kupanın Farklı Bir Yeri Var''
Özyazıcı, Trabzon İdmanocağı'nda uzun süre futbol oynadığını, ancak o karşılaşmada askerlik görevi nedeniyle Ankara Havagücü forması giydiğini hatırlatarak, ''Eski takımıma karşı oynamak zordu. Giydiğim formamın da hakkını vermeliydim. Benim için gerçekten çok zor bir maçtı. Sonucun böyle olacağı kimsenin aklından geçmezdi. Ancak böyle bir olaya belki de en çok ben sevindim'' dedi. Trabzonspor'da teknik direktörken 4 lig şampiyonluğu kupası aldığını, futbol yaşamında da sayısız kupa gördüğünü ifade eden Özyazıcı, söz konusu kupanın ise kendisi için farklı bir yeri olduğunu da kaydetti. Yarım Kupa Trabzonspor Müzesi'ndeÖzyazıcı, kupanın yarısının Trabzonspor Kulübü Müzesi'nde sergilendiğini dile getirerek, ''İdmanocağı, İdmangücü, Martıspor ve Karadenizgücü birleşerek Trabzonspor'u oluşturdu. İdmanocağı'nın da kupası bu nedenle Trabzonspor'a verildi ve Trabzonspor'un müzesinde sergileniyor. Havagücü'nün ise kapandığını biliyorum. Havagücü'nde oynarken elde ettiğimiz kupanın diğer bölümünü değil, İdmanocağı'nın elde ettiği bölümünü görerek hasret gideriyorum'' dedi.
İstanbul'daki Yarım Kupalar
Galatasaray Kulübü eski başkanlarından Prof.Dr. Ali Uras, Galatasaray ile Fenerbahçe arasında 1955 yılında yapılan basketbol karşılaşması sonrasında kupanın bölündüğünü açıkladı. O tarihte Galatasaray'ın lig şampiyonluğu için Modaspor ile çekiştiğini ve kendisinin de sarı-kırmızılı ekipte antrenör olarak görev yaptığını anlatan Uras, ''Bizim şampiyon olmak için Fenerbahçe'yi 7 farklı yenmemiz lazımdı. Maçın son 40 saniyesinde rakibimiz sahadan çekildi. Biz de o zamanın kurallarına göre hükmen 3-0 galip geldik ve şampiyonluğu kimin kazandığı belirsizleşti'' dedi. Uras, İstanbul Valisi Fahrettin Kerim Gökay'ın kararıyla kupanın ortadan 2'ye bölündüğünü ve yarısının kendilerine, diğer yarısının ise Modaspor'a verildiğini bildirdi. Daha önce böyle birşey görmedikleri için şaşırdıklarını anlatan Uras, şöyle konuştu: ''Lütfi Kırdar Spor Salonu'ndaki maçta, Fenerbahçe sahadan çekildiğinde biz 10 sayı öndeydik ve topu çevirip maçı bu farkla kapatıp şampiyon olacaktık. O zaman bir hücumu 24 saniyede yapma şartı da yoktu. Ancak Fenerbahçe bizim şampiyonluğumuzu engellemek için sahadan çekildi ve karşılaşma hükmen sonuçlandı. Bunun üzerine yarım kupa getirdiler. Kupa bölününce hem kızdık, hem de güldük. Aslında Fenerbahçe'nin böyle birşeye ihtiyacı yoktu.'' Uras, Galatasaray'ın o zamanki kadrosunda Yalçın Granit ve Sadi Gülçelik gibi önemli isimlerin bulunduğunu söyledi.
Cim Bom'un 3 Tane Yarım Kupası VarGalatasaray Kulübü de tarihi boyunca 3 tane yarım kupa almış. Basketbolda 1955 yılında kazanılan yarım kupanın dışında, 30 Mart 1958'de Mülkiyeliler tarafından zamanın başbakanı Adnan Menderes adına organize edilen ve 1-1 biten maçın hemen ardından kupa bölünerek 2 takıma birden verildi. 3. yarım kupa ise kulüp müzesinde bulunmasına karşın sergilenmiyor. Bu kupa müze kayıtlarında bulunurken, yalnızca 1962 yılında kazanıldığı ve ''Valilik Kupası'' adı altında oynandığı bilgilerine yer veriliyor.
Ankara'daki Yarım Kupa
Gençlerbirliği ile Ankaragücü, 1959 yılında Dilaver Argun adına düzenlenen dörtlü futbol turnuvası finalinde birbirlerine karşı üstünlük sağlayamadı. Tartışmalar sonunda sorun, yine kupanın ortadan 2'ye bölünmesiyle çözüldü. Kupanın bir yarısı Gençlerbirliği, diğer yarısı ise Ankaragücü'nün müzesinde sergileniyor.



1 yorum:
Bu basketbol maçında sahadan takımı çekme hadisesi tamamen Rüştü Dağlaroğlu ve Hayrullah Güvenir'in halt etmesidir. Sırf Galatasaray şampiyon olmasın kupa Moda'nın olsun diye yapılan bu ayıp bir kara lekedir. Yalçın Granit maç sonunda "sahadan kaçan rakibi gördük ya bize yeter, şampiyonluk önemli değil" der. Rüştü Dağlaroğlu bazen idarecilikle taraftarlığı karıştırıp ciddi hatalar yapmıştır. Hizmetlerinin tartışılmaz büyüklüğü karşısında bile bu hatalarını anlayışla karşılamak mümkün değildir.
Yorum Gönder