19 Nisan 2012 Perşembe

Raúl Ne Kadar Büyük

Raúl Gonzalez Blanco... 77 doğumlu olmasına rağmen, son iki sezonda Bundesliga gibi zorlu bir ligde, sahalarda boy göstermeye devam ediyor. Bugün yapılan açıklamaya göre, Schalke ile yollarını ayırma kararını aldı. Akabinde Schalke'den yapılan açıklama, onun ne denli büyük bir futbolcu olduğunun göstergelerinden sadece biri. Schalke, Raúl'un giydiği 7 numaralı formayı rafa kaldırma kararı aldığını açıkladı.

O, Real Madrid'deyken benim en çok sevdiğim futbolcuydu. Benim için hep büyüktü. Benim için hep güzeldi. İyi ama bir futbolcunun ne kadar büyük bir futbolcu olduğunun ölçüsü ne olabilir?

5 Nisan 2011'de Real Madrid-Tottenham Şampiyonlar Ligi maçındaydım. İlk yarısı 1-0 bitti ve oyuncular soyunma odasına gittiler. Devre arasında Santiago Bernabeu'nun dev ekranından, o sırada oynanan diğer maçların ilk yarı özetleri geçilmeye başlandı. Inter-Schalke maçı başladı. Schalke golü hemen yedi. Stadyumda bir "Ahh" uğultusu duyuldu. Sonra Raul, 4.dk içinde bir pozisyonda golü kaçırınca, tüm stad sanki Raul orada golü kaçırmış gibi çıldırdı. 5.dk'da Raul bir gol daha kaçırdığında, soyunma odasındakilerin "ulan maç başladı herhalde, geç kaldık" diye akıllarından kesin geçmiştir. İnanın o kadar bir gürültü çıktı. Sonra Schalke golü bulunca büyük bir alkış koptu. Milito, Inter'i 2-1 öne geçiren golü attığında stadyuma sessizlik hakimdi. Şimdilerde Beşiktaş'ta oynayan Edu, beraberlik golünü atınca, golü atan Real Madridmiş gibi sevinenler vardı çevremde. Bütün bunlar, Raúl, Schalke'de olduğu için oluyordu.

Demek ki, büyük futbolcu; üzerindeki formanın rengi ne olursa olsun, gittiği her takımda mutlu olması istenendir.

Ve Raúl öylesine büyük bir futbolcu ki;
maçtan sonra merdivenlerden inerken, arkamdaki bir taraftar İspanyolca birşeyler söyleyerek, eliyle aşağıdaki arkadaşına 5 işareti yapıyordu. Oysa o gün Real Madrid 4 tane atmıştı. O anda bir anlam veremedim. Otele gelip diğer maçlara baktığımda herşey ortaya çıkmıştı. 5 atan takım Schalke idi. Inter:2- Schalke:5 . Real Madrid'in 4 attığı kadar, Raúl'lu Schalke'nin 5 atmasıydı onları daha mutlu kılan. Ve gollerden birini Raúl atmıştı. Ya Raúl o golü ilk yarıda atmış olsaydı. :)

22 Mart 2012 Perşembe

Merhaba Yakışıklı

17 Mart 2012 günü, New York Madison Square Garden'da Orta Siklet Dünya Boks Şampiyonası'nda, İrlandalı boksör Matthew Macklin, Arjantin'li Sergio Martinez'den 11.round oynanırken yediği yumrukla nakavt oluyor. Ancak bu durum onun karizmasını, en azından birisi için yerle yeksan etmiyor. Gecenin ayrıntıları için magazin sayfalarını karıştırmak gerekebilir. Ama blogumuz sadece bu noktaya kadar hizmet veriyor :)

9 Mart 2012 Cuma

Engelleri Aşabilirsin




İngiliz yüzücü Lyndon Longhorne, British Gas Yüzme Şampiyonası'nda, 150 m karışık erkeklerde ülkesinin rekorunu kırarak, Londra'da 29 Ağustos - 9 Eylül tarihleri arasında yapılacak Paralimpik şampiyonası öncesi rakiplerine gözdağı verdi.





Ancak anlatmak istediğimiz, bu yarışmanın hangi derece ile bittiği, ne ödül kazanıldığı gibi şeyler değil. Hayatımızda türlü engellerle karşılaşırız. Kimi doğuştan engelli doğar. Kimi kazayla engelli olur. Kimi de hiçbir fiziki engeli olmadığı halde, kendi kendine engeller koyar. Longhorne'nun özelinde anlatmak istediğimiz, bu engellerin aşılabileceği. Longhorne gibi daha birçok sporcu var. Görmek isterseniz görebilirsiniz ama karşısınıza çıkabilecek engelleri aşabileceğinizi, bir de biz gözünüze sokalım istedik.



Şimdi o problem dolu havuzunuzdan çıkın ve gerçekten inanın. Ölüm dışında herşey için, engellerinizi aşabilirsiniz.



16 Şubat 2012 Perşembe

Pota Arkası

15 Şubat 2012 akşamı, Jeremy Lin Sacramento Kings'e karşı, 13 asistle kariyer rekorunu kırarken, New York Knicks taraftarları Tyreke Evans'ın faul atışları sırasında, pota arkasında yapılabilecek en doğru şeyi yapıyorlardı.

13 Şubat 2012 Pazartesi

Hindistan Kırsal Olimpiyatları -2-

Oyunlar devam ederken öyle resimler düşüyor ki, ajanslara, paylaşmamak ve konuyu ikinci defa açmamak elde değil.






11 Şubat 2012 Cumartesi

Sokak Oyunları



10 yıldır devam eden bir etkinlikten bahsedeceğiz. Beyaz Saray ile Lafayette parkı arasında kalan caddede her cumartesi ve pazar günleri, hokey maçları düzenleniyor. Oynamak için oyunu bilmeniz de çok önemli değil. Eğer bir pateniniz ve hokey sopanız varsa, ben geldim demeniz yeterli.

Tabii ki, maçların yapıldığı cadde, gerek turistler gerekse de protestolar nedeniyle zaman zaman maç yapmaya elverişli olmuyor. Ama bu maç yapmaya engel değil. Eğer cadde bir şekilde kapanırsa, Pennsylvannia Caddesi boyunca 15. ve 17. sokak arasında bir yerlerde de olabiliyorlar.

Oyunun kendine özgü bazı kuralları var. Hiçbir şey bilmiyor olsanız bile, sokakta maç yapmanın ne harika bir duygu olduğunu bildiğimizden, yolunuz düşerse bir uğrayın. Sokaktaki oyun başkadır.

Keşke şimdiki jenerasyon da sokakta maç yapabilme şansına sahip olabilseydi. Bu etkinlik işte bu yüzden çok önemli. Yaşı 30 ve üzeri olanlar bu zevki tatmışlardır ve ne olduğunu çok da iyi bilirler.






Hindistan Kırsal Olimpiyatları

Halk arasında "Kırsal Olimpiyatlar" olarak bilinen "Kila Raipur Spor Festivali", Hindistan'da devam ediyor. Birbirinden değişik kategorilerde yarışmalar düzenleniyor. www.ruralolympics.net adresinden ayrıntılarını bulabileceğiniz bu festivalden, sizlere aşağıdaki bu ilginç fotoğrafı aktarıyoruz. Hintlilere göre halat çekme oyunu budur. Var mı oynamak isteyen?




9 Şubat 2012 Perşembe

Empire State Tırmanma Yarışı

8 Şubat 2012'de 35.si düzenlenen Empire State tırmanma yarışını Stutgart'tan katılan Thomas Dold kazandı. Dold, 86 katlık tırmanışı 10 dakika, 28 saniyede tamamladı. Bu zafer onun kariyerindeki 7. birincilik olarak tarihe geçti.






30 Kasım 2011 Çarşamba

Peri Masalı

Bugün PD'ye konuk olan yazarımız Mithat Taşdelen. Sevgili Mithat WTA izlenimlerini bizlerle paylaşıyor. Mithat'ın diğer yazılarını takip etmek isterseniz, www.aforizma.net adresinden ulaşabilirsiniz. Keyifli okumalar dileriz.

PD

***

25-30 Ekim tarihleri arasında İstanbul'da düzenlenen WTA Dünya Bayanlar Tenis Şampiyonası, yaklaşık bir hafta boyunca heyecan fırtınası estirdi. Doğal olarak, tenisle bu kadar ilgilenip bu turnuvayı yerinde izlememek yazık olurdu hem de bu kadar yakına kadar gelmişken. Gözlemlerimi anlatmadan önce turnuva hakkında ufak notlar aktarmak istiyorum.
WTA Dünya Bayanlar Tenis Şampiyonası, diğer adıyla WTA Final Eight, sezon sonunda dünya sıralamasında ilk sekize giren tenisçilerin katılımıyla gerçekleştiriliyor. Geçtiğimiz üç sezon Katar'ın başkenti Doha'da düzenlenen organizasyon, bu sezon ve gelecek iki sezon için yoğun uğraşlar sonucu Türkiye'ye kazandırıldı. Bu aşamada Türkiye Tenis Federasyonu'nun ilk kadın başkanı Ayda Uluç'un hakkını teslim etmek gerekiyor.
Turnuvaya, 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası için geçen sene hizmete sokulan Sinan Erdem Spor Salonu ev sahipliği yaptı. Yaklaşık 15.000 kişilik kapasitesi, havaalanına yakınlığı, ulaşım imkânlarının çokluğu nedenleriyle, yer seçiminin de isabetli olduğunu belirtmeden geçmeyelim.


Turnuvaya, Maria Sharapova* (Rusya), Samantha Stosur (Avustralya), Li Na (Çin), Victoria Azarenka (Belarus), Marion Bartoli (Fransa) [Beyaz Grup]; Caroline Wozniacki (Danimarka), Petra Kvitova (Çek Cumhuriyeti), Vera Zvonareva (Rusya), Agnieszka Radwanska (Polonya) [Kırmızı Grup] katıldı. (*M.Sharapova, sakatlığını gerekçe göstererek, ikinci maçlar sonunda turnuvadan çekildi. Yerine Fransız tensiçi M.Bartoli turnuvaya dahil edildi)
Grup müsabakalarının ardından oynanan yarı final maçları sonucu, turnuvada en iyi oyunu oynayan iki tenisçi, V.Azarenka ve P.Kvitova finale kaldı. Çok çekişmeli geçen maçta rakibini 2-1 mağlup eden Kvitova, ilk defa katıldığı turnuvada hem şampiyonluğu kazandı hem de hatırı sayılır bir para ödülüne sahip oldu.
Gelelim benim gözlemlerime. Turnuvanın Türkiye'de yapılacağının açıklanmasının ardından, kadar her tenis sever gibi biletilerin satışa çıkmasını dört gözle bekledim.

Haziran sonunda, biletleri cebime koyup, üç ay sonraki turnuva için geri sayıma başladım. Bilet demişken, yaklaşık 150 TL'ye altı gün boyunca dünyanın en iyi tenisçilerini hem de en iyi yerden izlemek, Türkiye'ye has bir şey herhalde. Karşılaştırma yapmak açısından belirteyim, geçtiğimiz hafta Bercy'de oynanan Federer-Tsonga Paris ATP Masters finalinde en ucuz biletin bedeli 25€ idi. Tabii bu arada, bu tip bir organizasyonun Türkiye'de ilk defa düzenlendiği, ülkedeki tenis kültürünün henüz emekleme döneminde olduğu ve salonu dolduramama kaygısı gibi nedenler, bilet fiyatlarının düşük kalmasında etkin rol oynadı.
Turnuvayı 6 günde toplamda yaklaşık 70 bin kişi yerinde izledi. Bu sporun futboldan hadi birazcık da basketboldan ibaret sayıldığı, spor gündeminin bu sporlara göre oluştuğu ülkemiz için muazzam bir rakam. Ayrıca tribündeki seyircilerin nerede, nasıl davranması gerektiğini bilen bir kitle olması takdire şayandı. Giriş çıkışlarda gösterilen özen, maç puanı ve şahin gözü esnasında tutulan tempolar, ilk birkaç gün dışında flaşlı fotoğraf çekimlerinde gösterilen hassasiyet vs. Hani klişe bir söz vardır, "Niceliğinden ziyade niteliği önemlidir" diye. Hem nicelik hem nitelik açısından sınıfı tam notla geçti İstanbul seyircisi.


Seyirciler arasında ünlü simalar da vardı, Sharapova'nın nişanlısı Vujacic'ten efsane tenis oyuncusu Mats Vilander'e kadar renkli isimleri tribünlerde görmek mümkündü.
Bu kadar notu aktarmışken, hakemlere değinmeden olmaz. Turnuva süresince, dünyaca ünlü hakemler Kader Nouni, Eva Asderaki ve Kerrilyn Cramer görev yaptılar. Özellikle Mr.Bariton Nouni'ye ilgi çok büyüktü. Çocuklar ellerindeki top ve minderleri ünlü hakeme imzalatmak için sıraya girdiler.
Turnuvanın sunuculuğunu üstlenen tiyatro sanatçıcı Fadik Sevin Atasoy, zaman zaman seyirciler arasında gülüşmelere neden olan gaflara imza atsa da başarılıydı. Hatta tunuva sonunda Amerikalı partnerine hitaben "O Türkçe'yi öğrendi, ben tenisi öğrenemedim" demesi, düştüğü duruma yaptığı bir atıf olarak değerlendirilebilir :)
Defalarca televizyondan izlediğim oyuncuları bu kadar yakından izlemek de müthiş bir tecrübeydi benim için. İkinci karede görebileceğiniz gibi, Kivitova'ya havlusunu uzattığım anı fotoğrafladım :)
Sözün özü, unutulmayacak bir hafta geçirdim İstanbul'da. Beklediğimden kat kat iyiydi turnuva. Organizayon çok iyiydi, tüm oyuncuların belirttiği üzere seyirci muhteşemdi, çok çekişmeli maçlar oynandı daha ne olsun. Turnuva iki sene daha İstanbul'da. Anlaşıldı ki, önümüzdeki iki yıl da muhteşem organizasyonlar izleyeceğiz. Darısı ATP WTF'ye ki onu da izlemek yakındır.

26 Kasım 2011 Cumartesi

Devrimin Taraftarları

Daha iki gün önce Bülent Gürsoy ve Barış Karacasu'nun tacizlerini abi çok yoğunum diye savuşturmuşken, bugün okuduğum bir haber uzun zamandır ara verdiğim piknikte dömivole yazılarıma geri dönüşü hızlandırdı.

Haber Mısır'da taraftar gruplarının tahrirdeki ayaklanmalarda önü çekmesi ile ilgili bir yazı;

http://www.eurasiareview.com/20112011-ultras-bolster-protesters-in-battles-on-cairo%E2%80%99s-tahrir-square/

Son zamanlarda işim gereği değişik eğitimlerde Mısırlı meslektaşlarımla sohbet şansım oluyor. Bu eğitimlerden birinde, eğitimcinin bizden kendimizi tanıtırken kendimize ait farklılığımızdan bahsetmemizi istediğinde; "Biz devrim yaptık" diyen bir Mısırlı arkadaşımın yüzündeki mutluluk yaptıkları işle ne kadar onur duyduklarını çok net gösteriyordu. Nasıl duymasınlar ki; Obama'nın "Bizler çocuklarımızı Mısır'lı gençler gibi yetiştirmeliyiz" demecindeki vurgu gibi pek çok ülkeye yol gösterecek, inandıkları doğrular için canını ortaya koyan yüzbinler, her türlü alkışı hakediyor.

Fakat ilk gösterilerde en organize güç olan müslüman kardeşler son günlerde yeniden canlanan tepkilerde ortalarda görünmüyor. Bu durumda da futbol taraftar grupları bayrağı devralmış durumda. Aslında pek çok genç devrim sonrası, Türkiye örneğine benzer ülke hedeflerken, şu anda hedefler şaşmış durumda ve ilk ayaklanmadaki ortak hareket yerini bölünmelere bırakmış durumda. Bu durumda da her zamanki gibi futbol kulubü taraftarlığı ortak paydası imdada yetişip direnişinin anahtarı olmuş durumda. İşin ilginci yılların düşmanı Ehli ve Zamalek taraftarları ortak paydada birleşip devrimin ikinci fazı için ön saflara yerleşmiş durumda. Askeri yönetimin yerini seçilmişlere devredeceği süreç pek çok olasılığa gebe. Bunda futbol ortak paydası ne kadar etkili olacak bekleyip göreceğiz.

pd cıvıltı

 

Piknikte Dömivole | Kes Yapıştır 2009 Yazar(lar)a sorulması ve gönderme yapılması koşuluyla tepe tepe kullanıma açıktır. | En iyi Firefox tarayıcı ile 1024x768 çözünürlükte görüntülenir.